İKİ İNANÇ ARASINDA TEMEL FARKLILIKLAR

1. Vahiy
2. Kutsal Kitaplar
3. Kurtuluş Yolu
4. Kefaret
5. Günah
6. Günah Affı
7. Düşmanlara bakış açısı
8. Din kavramı
9. Kutsal Ruh
10. Üçlük
11. Tanrı'nın Oğlu hakkında
12. Son peygamber

     İki inancın ortak olarak kullandığı oldukça fazla nokta olmasına karşın; ilahiyat açısından ele alındığında, inançların temellerini oluşturan birtakım ana konularda aslında hiç de birbirlerine yakın olmadıklarını görüyoruz.
    Bizim inancımızın temelini Mesih İsa oluşturur. Doğal olarak bu, başka inançtaki kişilerin bakış açılarına ters düşmektedir. Bizim inancımızla, ülkemizin birçok vatandaşının izlediği inancın bazı kavramlarında ilk bakışta bir aynılık görülmektedir. Ama bu kavramlara yakından bakıldığında; anlam olarak birbirinden ayrıldıkları da dikkatlice incelenmelidir.
    Salt ayetlere bakarak, yorum olmaksızın nasıl ayrıldıklarını görmeden önce vahiy ve kutsal kitaplar konularına değinmeliyiz.

                      1. Vahiy

    İsevilere göre Tanrı’nın sözü, Tanrı'ya, O'nun ezeli tasarısına, kâinatı ve başta insan olmak üzere tüm canlıları yaratma amacına ilişkin olarak insanlığa açıkladığı bildiridir. Tanrı bu bildiriyi insanlığa ulaştırmak üzere seçtiği insanlann tüm insani becerilerinden yararlanır; kaleme alınan sözlerin Tanrı'nın kendi sözleri olmasını sağlayan, Kutsal Ruh'un esinleyici gücüdür.

''Kutsal Yazılar'daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı'nın sözlerini ilettiler.''
        İncil-i Şerif: 2. Petrus 1:20-21

    Peygamberler, Tanrı’nın sözlerini halka doğrudan aktarmak üzere seçip görevlendirdiği sözcülerdir. Tanrı peygamberler, görümler, rüyalar yoluyla veya doğrudan konuşarak bildirisini iletir. Peygamberler hem yazılı hem de sözlü olarak iletirler. Peygamberler önceki peygamberlerin vahiyi ile uyumlu olması gerekiyor. Kimi zaman mucizeler yaparak vahiyi onaylanıyor.

    İslamiyete göre Tanrı, insanlığa ileteceklerini ve buyruklarını peygamberlere indirir. Bunu, “vahiy” ile gerçekleştirir. Melek Cebrail yeryüzüne iner ve peygambere gerekli bilgiyi fısıldar. Vahyedilen kutsal yazılar da göksel ve sonsuz kaynaklı; Tenzil olarak adlandırılır.
    İslamiyet'te peygamberler, Tanrı tarafından haber getirerek ilahi emir ve yasakları halka tebliğ eden elçidirler. (bkz. '12. Son peygamber')

                      2. Kutsal Kitaplar

    İsevilere göre Kutsal Kitap, Tanrı’nın yazılan vahiyidir. Kutsal Kitap, Eski Ahit (Tevrat, Zebur, Peygamberlik kitaplar) ve Yeni Ahit (İncil olarak bilinir) olan iki ana parçaya bölünür. Bölümler birbirine tutarlıdır.
    Kutsal Kitap, Tanrı'nın sözüdür; günümüzde sağlam ve güvenilirdir. Orijinal el yazmalarında esinlenmiştir ve hatasızdır. ''Kutsal Yazılar'ın tümü Tanrı esinlemesidir'' İncil-i Şerif: 2.Tim.3:16.
    Ev yapımı gibi evin temeli Eski Ahit’tir ve onun üzerine evin yapısı olan Yeni Ahit inşa edildi. Birbirine bağlıdır ve tamamlar. Tanrı’nın verdiği vahiy İsa Mesih’te ve Kutsal Kitap’ta tamdır; Tanrı’nın vaatleri İsa Mesih’te gerçekleşti ya da gerçekleşecektir. ''Tanrı'nın bütün vaatleri Mesih'te 'evet' tir.'' İncil-i Şerif: 2.Korintliler 1:20. Bundan başka bir vahiy gerekmez; başka vahyin verildiğini kabul etmeyiz.

''Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.''
        İncil-i Şerif: Vahiy 22:18,19.

    İslamiyete göre Kutsal Yazılar, dini yasanın (şeriat) kaynağıdır. İnsanın neye inanması, Tanrı’yı hoşnut etmek için ne yapması ve hem bu yaşamda hem de sonraki yaşamda refahını korumak için nasıl davranması gerektiğini içerir.
    İslamiyet'te Tevrat, Zebur, İncil, ve Kuran hak kitaplar sayılır. Tevrat, Zebur, ve İncil tahrif edilip değiştirildikten dolayı Tanrı Ku'ran’ı gönderdi. Kuran’ın gelmesiyle öncekiler feshedildi. Ana yasa gibi yeni kitap gelince eski olan gider. Kuran, 23 yıl boyunca Cebrail aracılığıyla Muhammed’e verildi. Hatasızdır ve Allah tarafından hatalardan korunmuştur. Kuran da bütün esinlenmiş kitapların en büyüğüdür ve sonudur.

Gördüğümüz gibi iki inanç arasında oldukça büyük bir farklılık vardır. Bir inançta Tevrat, Zebur, ve İncil'den oluşan Kutsal Kitap günümüzde sağlam iken; diğer inançta ise önce gelen vahiy tarife uğradığı için yerine yeni vahiy gelmiştir inanır.

                    3. Kurtuluş yolu

"O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.'' (Kur'an-ı Kerim: Araf 8-9)

"Sana doğrusunu söyleyeyim bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı'nın egemenliğini göremez." (İncil-i Şerif: Yuhanna 3:3-7)

"..Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız -adaleti terazilere koyacağız- ... hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz." (Kur'an-ı Kerim: Enbiya 47)

"İnsanın Kutsal Yasa'nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih'e iman ederek aklandığını biliyoruz." (İncil-i Şerif: Galatyalılar 2:16)

"Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır. Kimlerin (amellerinin) tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Kur'an-ı Kerim: Mümünun 102-103)

"İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir." (İnci1-i Şerif: Efesliler 2:8-13)

    Bu ayetlerden anlaşılabileceği gibi Kur'an-ı Kerim'e göre kurtuluş için Yüce Tanrı'yı hoşnut edecek amellerin işlenmesi gerekmektedir. Bu iyi işlerin işlenmesi sonucu bir yargılamadan geçilecek ve bunun sonucunda Tanrı uygun görürse kurtuluşa erişilebilecektir.
    İncil'i Şerif'e göre ise Kurtuluş ancak Mesih İsa'yı Tanrı sözü olarak yürekten kabul etmekle söz konusu olacaktır. İyi amellerin sonucu değildir. Çünkü bu, kişilerin yaptığı iyi işlerden ötürü övünmesini getirmektedir.
    Bu iki bakış açısında da gördüğümüz gibi oldukça büyük bir farklılık vardır. Bir inançta Mesih İsa Kurtuluşun şartı iken; diğer inançta ise iyi işlerin sürekli olarak yapılması kurtuluşun şartı haline gelmektedir.

                           4. Kefaret

    Kutsal Kitap inancına göre başından beri günahlarımızın bedelinin ödenmesi söz konusudur. Bu önceleri kurban sunularıyla gerçekleştiriliyordu. Kutsal Kitap'ın ilk bölümü olan Eski Antlaşma boyunca bu sunular ikinci bölüme yani Yeni Antlaşma'ya ve dolayısıyla Mesih İsa'nın çarmıhtaki ölümüne bir işaret olarak değerlendirilmektedir. Mesih İsa böyle bir ölümle O'nu kurtarıcı olarak kabul edenler için bir kefaret, bir bedel olmaktadır. Kitabımızın başında anlattığımız Tanrı çizgisi bunu gerektirmektedir. Ancak günahlarımız böylelikle bağışlanmış olacaktır. Bu tabii, günah işlemeye devam edeceğimiz anlamında alınmamalıdır. Çünkü bu tam bir tövbe demektir ve mecaz anlamda yeniden doğuştur. Sonsuz hayatın, cennet yaşamının daha dünyada başlaması demektir ve bizim için önemi olan bir kavramdır.

"Hiçbir günahkar, bir başka günahkarın yükünü taşımaz." (Kur'an-ı Kerim: İsra 15)

"Biz daha günahkarken Mesih bizim için öldü." (İncil-i Şerif: Romalılar 5:6-8)

    Bu ayetlere bakıldığında Mesih İnanlısının günahlarının bağışlanması için Mesih İsa'nın kendi günahları için öldüğüne inanması şartı vardır. Bağışlama Eski Antlaşma, Levililer 17:11'de: "Çünkü etin canı kandadır; ve ben onu mezbah üzerinde canlarınıza kefaret etmek için size verdim; çünkü candan ötürü kefaret eden kandır" denildiği gibi Adem ile Havva'nın itaatsizliği ile günah yükünü yüklenen insanın, bu yükünü kaldıracak olan Tanrı'nın sözü Mesih İsa'dır. Çünkü Tanrı'nın belirttigi gibi birçoklarının günahlarına kefaret olsun diye, beden almış Tanrı sözü çarmıh üzerinde kan dökmüş ve bu kana iman edenlere kefaret olmuştur. Bu kana iman edenleri yeniden doğmuş gibi tertemiz yaparak, önlerine Tanrısal bir yaşam sürebilmeleri için yepyeni bir yol açmıştır.
    Kur'an-ı Kerim'e göre herkes kendinden ve kendi günahlarından sorumludur. Allah'a imanla, iyi işler yapar ve ibadetlerini yerine getirirse Allah'ın izniyle cennete gidebilir. Ayrıca hiç bir kimse, bir başka kimsenin günah yükünü taşıyamaz.
    Bu ayetlere göre de yine iki inancın bakış noktaları kesin olarak ayrılmaktadır. Mesih İnancına göre Mesih herkesin günahları uğruna canını vermiştir. Kur'an-ı Kerim'e göre ise hiç kimse bir başkasının günahlarını taşıyamamaktadır. Böylelikle bu temel noktada da ne denli farklı bir yaklaşımın söz konusu olduğu açıkça görülmektedir.

                            5. Günah

    Günah kavramı iki inancın da üzerinde hassasiyetle durduğu bir kavramdır. Tanrısal bir yaşam sürmenin en önemli noktasından biri günaha yaklaşmamak ve geçit vermemektir. İnsanlar böylelikle kutsal bir yaşamın örneğini vermiş olurlar. Bu açıdan bakıldığında inancımızla, İslam inancının bu kavram üzerindeki görüşlerinde büyük bir farklılık görülmemektedir. Ama günah kavramına bakışı tabandan tavana doğru incelediğimizde ise pek de aynı şekilde değerlendirildiği görülmemektedir.
    En büyük fark kişilerin doğduğu anda günahkar olup olmadıkları konusundan başlamaktadır. İslam inancına göre her yeni doğan kişi günahsızdır. Tertemizdir. Daha sonra günahla tanışırlar. Oysa Mesih İnancında durum farklıdır. Günah isyandır. İnsanın doğasında günah, isyan vardır. Bu nedenle herkes günah işlemiştir. Günahsız kişi yoktur. Bende hiç günah yoktur diyen bir kişide bile Adem ve Havva'dan gelen itaatsizlik, isyan tohumu bulunmaktadır. Bilindiği gibi Tanrı tarafından kendilerine birçok şeyler sunulduğu halde, Adem ve Havva itaatsizlik etmişlerdir. Bu nedenle de Tanrı'nın yargısına maruz kalmışlar ve bu itaatsizliklerinin bedelini hem ruhsal hem fıziksel anlamda ölümle ödemişlerdir. Çünkü günahın sonucu ölümdür. Bu özellikle ruhsal anlamda Tanrı'dan kopuş anlamındadır. Fiziksel anlamda da ölümlülüğü beraberinde getirmiştir. Sonsuz yaşamı insan elinden almıştir. Ama Tanrı insanlarına olan sevgisinden ötürü onları böyle bir yargıyla başbaşa bırakmamış hemen bir alternatifı de beraberinde sunmuştur. Bu da Mesih İsa'nın kanına olan imanla sunulan sonsuz yaşamdır. Bu günahı, bu itaatsizliği ancak Mesih'in kanı ortadan kaldırabilir. Buna iman edenler işte ancak o zaman sonsuz yaşam edinebilirler.
    Görüldüğü gibi bakış açılarındaki fark hiçte yakın değildir. Şimdi bu ayrı bakışları birkaç söz ve ayetle de belirginleştirelim:

"Normal yaradılışta insanın ruhu, pak ve temizdir...." Cep ilmihali, Diyanet Yayınları

İslam'a göre bütün insanlar doğuştan günahsızdır. Ama peygamberler (İmamiye göre imamlar) dışında bütün insanlar günah işleyebilir. (Ana Britannica sayfa 158, cilt 10)

"Yanılarak işlediğiniz şeyde üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş oldukları müstesna..." (Kur'an-ı Kerim: Ahzab 5)

"Çünkü herkes günah işledi, Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı."
       
(İncil-i Şerif: Romalılar 3:23)

                            6. Günah Affı

"Sadakaları açıklarsanız bu da güzeldir. Ama onları gizler ve yoksullara bu şekilde verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını örter."
        (Kur'an-ı Kerim: Bakara 271)

"Çünkü bu benim kanımdır. Günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan anlaşmanın kanıdır." (İncil-i Şerif: Matta 26:28)

    Yukarıdaki ayetler karşılaştırıldığında temel ayrılık olarak göze çarpan Kur'an-ı Kerim'e göre iyilik işleyerek günahların bağışlanmasının söz konusu olması, İncil'i Şerif'e göre ise Mesih İsa'ya imanla günahların aflık kazanmasıdır.
    Mesih İnancı adı üstünde olan bir inançtır. Mesih İsa 'Kelamullah' olduğuna göre Tanrı Sözü olarak, Tanrı buyruğudur, Tanrı örneğidir, Tanrı kurtarışıdır. Bu nedenle inancımız için herşey demektir. Burada yanlış anlaşılan İsevilerin İsa adında bir peygambere tapındıkları tarzındaki yaklaşımdır. Hiçbir İsevi için böyle bir yaklaşım düşünülemez bile. Mesih İsa Tanrı'nın bedende açıkladığı sözü, kurtarışıdır. Bu anlamda "Ol" kelimesinin yeryüzünde bir insan bedeninde daha önceden vaat edildiği üzere ilanından başka birşey değildir. Kelimenin kaynağı kimse, kelimenin kendisi de odur. Yalnız ve yalnız gözle görünemez Tanrı'nın yarattığı insanına olan büyük sevgi ve şefkatinin sonucunda sunduğu kendi sözüdür. Görünen kurtarış tasarısıdır.
    İşte bu nedenle biz eğer gerçek sahibe iman edersek ancak günahlarımızın sonsuza dek bağışlanacağına ve bu büyük bağışlama gücüyle artık günah işlemekten tamamen kaçınan kişiler olacagımıza inanmaktayız.

                           7. Düşmanlara bakış açısı

"Ey iman edenler, ölenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır."
    (Kur'an-ı Kerim: Bakara 178)

"..öç benimdir, karşılığını ben vereceğim.. " (İnci1-i Şerif: İbraniler 10:30)

"Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın."
    (Kur'an-ı Kerim: Enfal:39)

"....Düşmanlarınızı sevin... " (İncil-i Şerif:Luka 6:26-38)

"Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üzerine gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet vermiştir... Düşman topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin." (Kur'an-ı Kerim: Nisa 91,104)

"Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin."
    (İncil-i Şerif: Matta 5:38-39)

"...Düşmanın acıkmışsa onu doyur, susamışsa su ver... "
    (İnci1-i Ş'erif: Romalılar 12:9-21)

    Düşmanlık dünya içinde varlığı inkar edilemez bir kavramdır. Gerçekten bu nedenle dünyada birçok kavim birbirlerine oldukça büyük eziyetlerde ve haksızlıklarda bulunmuşlardır. Kısacası dünyada düşmanlık vardır. Burada düşmanlığa karşı iki inancın yaklaşımının yine büyük farklılık gösterdiğini açık bir şekilde görmekteyiz. Yalnız bu ayetlere bakarak İslamı suçlamaya kalkmak oldukça yanlış ve önyargılı bir tutum olacaktır. Bu nedenle şuna dikkat etmek gerekmektedir. İslam düşmanlara karşı bazen kişinin kendisini savunması gerektiğini söylemektedir. Bu bir görüştür. Bu gün de dünya bunu yapmaktadır. Çünkü seni sürekli olarak rahatsız eden bir çevre söz konusudur. Bu nedenle insanlar silahlanmakta ve herhangi bir saldırıya karşı boş bulunmak istememektedirler. Bu bağlamda İslam inancının görüşü kendini savunma ve gerekirse savaşmadır. Yani İslam bir takım saldırılara, haksızlıklara karşı etkin direniş taraftarıdır. İslamın ruhundan buna bakılırsa bu oldukça akılcıdır.
    Mesih İnancında ise tamamen bir pasif direniş fıkri söz konusudur. Haksızlıklar olduğunda, düşmanlıklar olduğunda Mesih İnancının esasında tepkisiz kalması, yalnızca ve yalnızca Yaradana sığınması söz konusudur. Bu da İncil'in görüşüdür. Farklı bakış açısında olan kişiler bu iki görüşün olumlu ya da olumsuz yanlarını dile getirebilirler hatta birini bir diğerinden üstün olarak değerlendirebilirler. Ama bunlar o kişilerin kendi yaklaşımları olacaktır. Biz burada yalnızca Mesih İsa'ya inanan bir kişi olarak kendi inancımızın bakış açısıyla ülkemizde en çok izleyicisi bulunan İslam inancının bakış açısını düz bir anlatımla dile getirmeye çalışıyoruz. Evet, Mesih İnancı tehdit durumunda dahi bir İsevinin silaha sarılmasına müsaade etmemektedir. Ama İsevi adı altındaki milletler ne dereceye kadar bu buyruğa itaat etmişlerdir, bu biraz kuşkuludur. Gerçek imanla alakası olmayan bir takım idareciler inanci kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak Tanrı'nın kilisesi üzerinde büyük bir kara leke bırakmışlardır. Haçlı zihniyeti ve Haçlı Seferleri ile Mesih İsa'nın buyruklarının tam tersini uygulama cüretini göstermişlerdir. Hem kendileri helak olmuş, hem de Tanrı'nın buyruklarının yanlış anlaşılmasına neden olmuşlardır. Bu her inanç için geçerli bir durumdur. İnançlar ehil ellerde ve özlerine uygun yaşanılmadığı takdirde çok yıkıcı olabilirler.

                             8. Din kavramı

"Allah katında din, `İslam'dır." (Kur'an-ı Kerim: Ali İmran 19)

"Ben insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim."
    (İncil-i Şerif: Yuhanna 10:10)

"Kim, 'İslam'dan gayrı bir din ararsa artık o ondan asla kabul edilmeyecektir."
    (Kur'an-ı Kerim: Ali İmran 85)

"İsa, 'Yol, gerçek ve Yaşam benim,' dedi." (İncil-i Şerif: Yuhanna 14:6)

    Mesih İnancına göre ayetlerde izlenilmesi istenilen bir yol, bir yaşamdır. Yani Mesih İnancının bir yaşam tarzı olduğu, vurgulanmaktadır. İncil-i Şerif içinde Mesih İnancının bir din oldugu görüşüne rastlanılmamaktadır. Mesih'e benzeyenler, Mesih'i izleyenler, O'nun gibi, O'nla bütünleşerek, Tanrı sözünde Tanrı'ya benzeyenler şeklinde bir yaklaşım vardır.
    İslam inancında ise "Allah indinde din İslam' dır." Bir tarafta yol, gerçek ve yaşam Tanrı Sözü Mesih'in kendisiyken, diger tarafta "Allah indinde din İslamdır." Görüldüğü gibi ikisi arasında apayrı bir bakış, apayrı bir düşünce tarzı söz konusudur.

                           9. Kutsal Ruh

    İslam inancına göre Kutsal Ruh Cebrail'dir. Oysa Mesih İnancına göre Tek olan ve Kendisini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'ta açıklayan Tanrı'nın kendini açıkladığı üçüncü kişiliktir. Bugün bizlerde Tanrısal yaşamı gerçekleştiren, bizi teşvik eden Tanrısal işlevdir. Kutsal Ruh aynı zamanda Tanrı'nın kendisidir. Yani Tanrı Ruhtur. Mesih İsa'yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden her kişide Rab'bin Ruhu bulunur. Yani Tanrı'nın Ruhu o kişidedir. O kişide işler. Mesih İsa'da Tanrı ile olan ilişkide Tanrı'nın Ruhu doluluğuyla bizleri teşvik eder destekler. Bu adeta görkemli tek Tanrı'yı üç boyutlu olarak görmek, hissetmek ve yaşamak gibi birşeydir.

"Meryem Oğlu İsa'ya da açık seçik deliller verdik ve kendisini Ruh'ul Kudüs ile güçlendirdik." (Kur'an-ı Kerim: Bakara 87)

"Allah'ın Ruhu beni yarattı." (Eyüp 33:4)

"Rab Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır."
    (İncil-i Şerif: 2.Korintliler 3:17 - Ayrıca bkz. Luka 1: 35)

                       10. Üçlük

    Kur'an'la İncil arasında en derin ayrılık bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kur'an-ı Kerim üçlüğü tek Tanrı inancıyla bağdaştıramamaktadır. İncil ise üçlüğü, birlik inancının bir ifadesi olarak görmektedir.

"Meryem Oğlu İsa Mesih, Allah'ın resulü ve kelimesidir: Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem'e atmıştır. ...üçtür demeyin..." (Kur'an-ı Kerim: Nisa 171)

"Gidin Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aracılığıyla vaftiz edin." (İnci1-i Şerif: Matta 28:18)

    İnancımıza göre Yüce Tanrı'nın vahdaniyetinden (birliğinden) hiçbirimizin kuşkusu yoktur. Yüce Tanrı kendisinin üç ayrı şahsiyetini tanıtmaya daha Kutsal Kitap'ın ilk başında başlamıştır. Tevrat'ın birinci bölümüne bakarak şunu görüyoruz.

I. "Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı." Ayetin bu birinci bölümünde (Tevrat: Yaratılış 1:1) Tanrı’nın o gözle görülmez özünü, yani mecaz anlamda “BABA” dediğimiz kişiliğini görüyoruz.

II. "Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu."  Bu ikinci cümlesinde ise Tanrı'nın Kutsal Ruh dediğimiz kişiliğini görüyoruz.)

III. "Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu." (Tevrat: Yaratılış 1:3) Burada ise Tanrı'nın SÖZ dediğimiz ve Mesih İsa'da dünyaya gelen kişiliğini, Allah kelamını görüyoruz. Kelamullah özelliğini öğreniyoruz.

       Yani bu ayetlere göre Tanrı daha Tevrat'ın ilk ayetlerinde, ilk vahyinde Tek olan varlığının üç kişilikte nasıl işlediğini bize anlatmaktadır. Bizim ilahiyatımıza göre Kutsal Üçlük sonradan ortaya çıkarılmış bir düşünce, Tanrı'ya eş koşma değildir. Bu tek olan Tanrı'nın kendisini üç boyutta açıklamasından başka bir şey değildir. Bu Tanrı'nın kendisini görünmez öz, görünür söz ve işleyen ruh olarak açıklamasıdır. Kısacası Tevhitte teslistir. Şimdi Tek Tanrı'nın üçlükte açıklanışına örnek olan diğer ayetlere birlikte bakalım.

"Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun." (İncil-i Şerif: 2.Korintliler 13:14)

    Yuhanna 1. bölümde "Kelam başlangıçta var idi. Kelam Allah nezdinde idi, kelam Allah idi... Herşey onun ile oldu (Ol sözü ) ve olmuş olanlardan hiç bir şey onsuz olmadı. Hayat onda idi ve hayat insanların nuru idi.... ve kelam beden olup inayet ve hakikat dolu olarak aramızda sakin oldu, biz de onun izzetini, Baba'nın biricik Oğlu'nun izzeti olarak gördük" (eski çeviri) şeklinde bir anlatım vardır.
    Bu ayette çok kesin olarak özellikle Baba ile Oğul arasındaki ilişikiyi görmekteyiz. Yani Yüce Tanrı ve Sözü, buradaki açıklamayla bu birliğin içindeki üç kişiliğin birbiriyle alakasının ne denli birbiri içine işlenmiş ayrılmaz bir motif olduğunu görmek mümkündür. Aynı bir insanda olduğu gibi, biz bir bütünüz ama aynı zamanda hem sözümüz, hem canımız ve hem de ruhumuz var. Hem Yüce Allah kendi özünü bize böyle takdim etmek istediyse buna kim mani olabilir.
    Neyse biz Kutsal Kitap'ın bize açıkladığı gibi Yüce olan ve Tek olan Allah'ı bu şekilde tanıyor ve algılıyoruz. Yine Tevrat'ın başında yer alan ayette Yüce Tanrı'ya verilen ismin çoğul olması ve Tanrı'nın çoğul ifadede hitabı da Kutsal Üçlük için oldukça önemli bir açıklamadır. Özellikle bu ifadelerin Kutsal Kitap'ın başında yer alması üçlemenin sonradan ortaya çıkarıldığı tarzındaki fikrin doğru olmadığına dair güzel bir kanıt oluşturmaktadır.

"Başlangıçta Tanrı (Elohim=Çoğul) gökleri ve yeri yarattı" (Yaratılış 1:1)
"Tanrı, 'Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım' dedi"
    (Yaratılış 1:26-27)

    Bütün bu çoğul ifadeler tek olan Tanrımızı başka tanrılara eşlemek, çok ilahlara tapmak degil: Tevhitte yani birlikte teslisi (üç kişiliği) daha başında bize tanıtmak içindir.

                       11. Tanrı'nın Oğlu hakkında

    Kur'an-ı Kerim Mesih İsa için sürekli olarak Meryem Oğlu İsa diye bahsetmektedir. Oysa İncil-i Şerif 'e baktığımızda Mesih İsa'dan Tanrı Oglu olarak söz edildiği görülmektedir. Kur'an-ı Kerim bu konuyu genelde fıziksel oğulluk şeklinde değerlendirmekte ve haklı olarak Tanrı'ya eş koşulma durumunu ortadan kaldırmak için şiddetle karşı durmaktadır. Oysa Mesih İnanlıları Tanrı Oğlu sözcüğünü mecaz anlamında değerlendirmektedirler. Mesih İnancının temeli olan İsa Mesih Tanrı'nın sözüdür. Babasız olarak bir bedende bütün insanların kurtuluşu için dünyaya gönderilmiştir. O'nun babası herkesin babası gibi insanoğlu değildir. Fiziksel anlamda O'nun babası yoktur. O'nun dünyaya gelişi büyük bir mucizedir. Bu nedenle O'nun bu mucizevi doğuşunu sağlayan Ruhsal anlamda bir babası vardır. O Mesih İnancına göre Tanrı'nın çocuk edinmesi sonucu ortaya çıkmış bir kişi değildir. O'na Tanrı Oğulluğu mecaz anlamda bir ünvan olarak yine Tanrı'nın kendisi tarafından verilmiştir. Yahudilerin hem kendisine, hem annesine sarfettikleri kötü sözcüklerin hepsini alt edecek, hatta O'nun Tanrı Sözü olarak dünyadaki görkemli hizmetini nesillere aktarabilecek derecede yüksek bir ünvan Tanrı tarafından verilmiştir. İşte inancımıza göre bu nedenle Mesih İsa Tanrı Oğlu'dur. Tanrı Sözüdür. Tanrı kelimesidir.
    İki kitap arasındaki bu farklı algılayış özellikle Arapça olarak bu konuda iki kitapta da yer alan ayetlerin karşılaştırılmasıyla iyiden iyiye görülmektedir. Kur'an-ı Kerim'de bu oğulluk kavramı "Tanrı çocuğu" olarak ele alınmaktadır. Yani "veled'ullah " gibi, oysa İncil-i Şerif'te kavram "İbn-ullah " olarak bir ünvan anlamında alınmaktadır. Zaten Luka 1:26-35'te bu ünvanın verilişi anlatılmaktadır.

Şimdi bu konudaki ayetlere birlikte bakalım;

"Allah çocuk edindi dediler. Hâşâ! böyle birşeyden arınmıştır O!"
   
(Kur'an-ı Kerim: Bakara 116)

"Simun Petrus. "Sen yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin' cevabını verdi. İsa ona, `Ne mutlu sana... bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babamdır."
    (İncil-i Şerif: Matta 16:16)

"Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek."
    (İncil-i Şerif: Luka 1:26-35)

    Yukarıda da anlatmaya çalıştığımız gibi eğer bir kişi inancımızı doğru olarak algılamak, en azından bizim neye inandığımız tam olarak bilmek istiyorsa burada özellikle bu konuda bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum ki, Mesih İsa bizler için tam anlamıyla Ruhsal anlamda Tanrı Oğludur. O fıziksel anlamda Yüce Tanrı'nın çocuk edinmesiyle ortaya çıkan bir kişi asla ve asla değildir. Fiziksel anlamda Tanrı Oğlu değildir ama Tanrı'nın Ruhu'ndan geldiği için biz O'na Tanrı'nın Oğlu deriz. Yani o ayetin gösterdiği gibi "Tanrı Oğlu denecek" olan kişidir.
    Aslında buna benzer bir takım mecazlar güncel hayatımızda da kullanılıp durulmaktadır; "paşa çocuğu" gibi. İşte Mesih İnancı'nın Tanrı Oğlu ile kastettiği de bedenin özündeki Tanrı sözünün Tanrı ile bu yakın Ruhsal bağını belirginleştirmekten başka birşey değildir.

                       12. Son peygamber

"Ey İsrailoğulları, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim."  (Kur'an-ı Kerim: Saff:6)

"Çocuklar bu son saattir. Mesih-karşıtının geleceğini duydunuz...   İsa'nın Mesih olduğunu yadsıyan yalancı değilse, kim yalancıdır? Baba'yı ve Oğul'u yadsıyan Mesih karşıtıdır. Oğul'u yadsıyanda Baba da yoktur; Oğul'u açıkça kabul edende Baba da vardır." (İncil-i Şerif: 1.Yuhanna 2:18-28)

"İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!" (İncil-i Şerif: Galatyalılar 1:6-9 - Ayrıca bkz. Matta 24:11,24)

    İncil'e iman eden bir kişi için bu noktada artık Mesih İsa'nın ikinci gelişini beklemekten başka bir yol kalmamaktadır. Oysa Kur'an-ı Kerim'e göre gönderilen bir başka Peygamber vardır. İşte bu noktada da iki inanç birbirlerinden tamamen ayrılmaktadırlar. Bazen toplumumuzda "Biz sizin peygamberinizi kabul ediyoruz. siz neden bizim peygamberimizi kabul etmiyorsunuz?" şeklinde bir soruyla karşılaşır dururuz. İşte bu sorunun cevabı yukarı verdiğimiz İncil ayetlerinde yatmaktadır. Çünkü bir kişi eğer İncil'e göre amel edecek, yaşamını ona göre düzenleyecekse o zaman orada yazılanlara tam bir imanla inanmak durumundadır. Orada yazılana göre Mesih İsa yalnız bir peygamber değil, Tanrı Sözü ve Tanrı tarafından gönderilmesi beklenilen Kurtarıcı Mesihtir. Tanrı'dan bir sözdür. Beden alarak dünyaya gelmiştir. Beden olarak elbette yüzde yüz insandır ama öz olarak Tanrı'nın sözü olması nedeniyle yüzde yüz Tanrıdır. Yine İncil'de O'nu bu şekilde kabul etmeyenlerin olacağı konusunda bir uyarı vardır ve böyle kişilerin ardı sıra gidilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Böyle bir durumda İncil'e yüzde yüz bağlı bir kişinin, Mesih İsa'yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmeyen hiç bir inanca yönelmesi söz konusu olmamaktadır. Sanırım bu makale okuyan kişiler Mesih İnanlısı bir kişinin Mesih İsa'dan sonra gelen herhangi bir inancı neden kabullenemedikleri konusunda az da olsa bilgi sahibi olabilmişlerdir. Yoksa bu o inançlara saygı duymadıklarından küçümsediklerinden veya onlarda hiçbir değer bulmadıklarından ötürü değildir. Mesih İnancına göre Tanrı'nın gerçek sözü Kutsal Kitap'ta bulunan sözlerdir. Bu sözlerde Tevrat'ın ilk sayfasından, Yeni Antlaşma (İncil-i Şerif)'nın son sayfasına kadar olan sözlerdir. Çünkü bu iki kapak arasında onlara göre Tanrı'nın net çizgisi çizilmiş ve Mesih İsa ile bu çizgi mühürlenmiştir. Mesih'in ikinci gelişiyle çizginin mührü açılacak, yargı kürsüsü kurulacaktır. Bu nedenle Mesih İnanlısı Tanrı çizgisi dışına çıkamaz. Bu sözlerin dışında hiçbir sözü kabul edemez.
    Esasında bu Kur'an-ı Kerim için de söz konusudur. Kur'an-ı Kerim'den sonra vahyedildiği söylenilen bir kitabı Kur'an-ı Kerim'e bütün yüreğiyle inanan bir Müslümanın inanması düşünülemez. Tam anlamıyla Kur'an-ı Kerim'e uyan bir Müslümanın Bahailerin kitabını kabul etmesi Kur'an-ı Kerim'in öğretilerini inkâr etmesi demektir. Çünkü Kur'an-ı Kerim İslam inancına göre en son ilahi kitaptır.

Kaynakça:
* Yeni Yaşam Yayınları'nın Kutsal Kitap çevirisi
* T. Uçal'ın Tanrı Çizgisi kitapçığı
* Kutsal Kitap Bilgilendirme Derneği'nin makalesi
* K.W.'ın yazıları